You are here

Teknik dil üzerine

Murat Eğrikavuk
Bina Yönetim Sistemleri Dergisi (Teknik Yayıncılık)
Sayı 2, Nisan 98

Bilim ve teknoloji geliştikçe yaşantımıza yetişilmez bir hızla yeni konular, yeni kavramlar giriyor. Akademik çevreler dışında toplum olarak bu konuda hiç bir çaba göstermediğimiz için sözcük dağarcığımız yerinde sayıyor, bu gelişmeye yetişemiyor. Netice olarak yabancı dillerden aldığımız sözcükleri biraz yamultarak kullanmak zorunda kalıyoruz. "Outsourcing konusundaki toplantımızda bir konsensus oluşturamadık" şeklinde konuştuğum zaman kimse yadırgamıyor. Ama ben bu durumu yadırgıyorum.

İngilizce'nin en sevdiğim özelliğinin, yeni sözcük türetmekteki sağladığı geniş olanaklar ve esneklik olduğunu düşünürdüm. Örneğin "undo" ve "redo" ikilisi, bilgisayar yazılımlarının ihtiyaçlarını ne kadar güzel karşılamış. Peki bu özellik İngilizce'ye mi özgü gerçekten? Belki de teknolojinin İngilizce ağırlıklı gelişmesi nedeniyle zaten türetmekten başka çare yok; çalacak yer yok ki! Boşuna "tüm buluşların anası çaresizliktir" dememişler.

İnceleyince gördüm ki sıkça kullandığımız kimi İngilizce sözcükler, tam anlamıyla bu çaresizliği yansıtıyor. Örneğin "floppy disk" terimi, bilgisayar disketinin çalışırken çıkardığı seslerden esinlenmiş. "Hard disk" terimi ise sabit disklerin bükülebilir olmamasından kaynaklanıyor. Aslında bizim için "sert disk" terimi ne kadar komikse İngilizcede de "hard disk" o kadar komik. Ama çaresizlik işte.

Dilimiz, gelişen çağa ayak uydurma ve yeni sözcüklerin türetilebilirliği açısından yabancı herhangi bir dilden hiç de aşağıya kalmayacak olanaklar sağlıyor. Buradaki darboğaz, Türkçe'nin yetersizliği değil, bizlerin bu konuda yeterli çabayı sarfetmiyor olmamız, yani aslında tembelliğimiz. Yeni bir sözcüğün toplumsal kullanıma girmesi, bir devlet kuruluşunun dikte etmesiyle değil ilgili insanların bu sözcükleri kullanıp topluma öncülük etmesiyle olur. İşte bu noktada bizlere önemli bir görev düşüyor. Kişisel olarak biliyorum ki akademik çevreler (en azından büyük kısmı), bu konuda üzerinde düşeni fazlasıyla yapıyorlar. Oysa iş dünyası, belki biraz da toplumdaki yabancı hayranlığının etkisiyle, bir çok kez toplumun ilerisinde değil, gerisinde yer alıyor. İşte bu yüzden Tesisat Mühendisler Derneğini'nin yayınladığı "Isıtma, Havalandırma, Klima Terimleri Sözlüğü" çok değerli ve örnek bir girişim.

Bu köşenin amacı, herkese açık bir tartışma ortamı yaratarak sektörümüzle ilgili terimlerin karmaşadan uzak, net, anlaşılır bir şekilde Türkçeleşmesine katkıda bulunmaktır. Süleyman Bulak ve Teknik Yayıncılık'ın katkıları ile elinizde bulunan derginin her sayısında sektörümüzle çeşitli terimleri tartışmaya açacağız. Burada tabii ki sizlerin aktif katılımı çok önemli. Çok özel bir fikriniz olmasa dahi, en azından sunulan farklı çevirilerden hangisini kullanmayı tercih edeceğinizi bildirmeniz bile önemli bir katkıdır. Amaç bir sonuca ulaşmak, kesin kararlar almak değil. Ortaya koyulan tüm görüşleri yayınlamaya çalışacağız. Hangi görüşleri benimsediğiniz tamamen size bağlı.

En önemlisi, benimsediğiniz görüşleri, kişisel ve kurumsal yazışmalarınıza ve yayınlarınıza tutarlı olarak yansıtıyor olmanızdır. Bu sayede kavram kargaşasından kurtulabilir, dilimizin sağlıklı gelişmesini sağlayabiliriz. Çünkü dilimiz istesek de istemesek de gelişiyor.

 

O halde öncelikle genel anlamda kişisel görüşlerimi ortaya koymalıyım.

Herşeyden önce, hiçbir şekilde fanatik öztürkçeci değilim. Belli koşulları sağlamak şartıyla yabancı sözcüklerin Türkçe'ye aktarılması dil açısından sağlıksız bir gelişim değildir.

Bu koşullardan en önemlisi Türkçe'nin dil yapısına uyum sağlamaktır. Bunu belirlemek için bir yığın dilbilim kuralı bilmeye ve çok katı olarak uygulamaya çalışmaya gerek yok. Temel bir koşul var, o da her sözcüğün okunduğu gibi yazılabilmesi; yazıldığı gibi okunabilmesi.

Temel bir örnek vermek gerekirse, bilgisayar kullanımındaki "mouse" sözcüğünü Türkçe'ye aktarmak mümkün değil. "Fare" sözcüğünün kullanımını başta yadırgadığımız için konuşma arasında İngilizce'sini kullanıyorduk, ama nasıl yazacağız; mavıs, mavs, maıs..? Tabii ki olacak iş değil. Beğensek de beğenmesek de "fare" sözcüğüne mahkum olduk , iyi de oldu.

İkinci bir koşul ise yerine kolaylıkla bir Türkçe sözcük bulunamaması. Örneğin "iletişim" gibi herkesin anladığı bir sözcük varken (ya da türetilebilecekken) "komünikasyon" sözcüğüne ihtiyacımız yok. Örnekleri çoğaltmak kolay: seçenek / alternatif, simge / sembol, ayrıntı / detay, dergi / magazin, çeviri / tercüme...

Bu iki koşulu sağlayan yabancı kaynaklı sözcüklerin dilimize uyarlanması, hem Türkçe'yi zenginleştirir, hem de yeni sözcüklerin yaygın kullanıma girmesini hızlandırır. Yabancı kaynaklı diye "sistem" sözcüğünü reddedip yerine öztürkçe bir seçenek yaratmak (dizge?) ve bunun yaygın kullanıma girmesini beklemek biraz hayalcilik olur. "Pompa, panel, fan" gibi tüm yabancı kaynaklı kelimeleri ayıklamaya kalkarsak daha yolun başında birbirimizi anlayamaz noktaya geliriz.

 

Bu koşulları sağlayamadığımız durumlarda türetmek ya da yaratmak zorundayız. Bunu yapacak olan da bizleriz, yani sektörün içinde olan, bu sözcükleri her gün kullanmak zorunda olan insanlar. Burada ürkek olmaya gerek yok.

Yeni sözcüklerin türetilmesi ya da üretilmesinde iki zorluk yaşanıyor. Birincisi yeni sözcükler ilk anda kulağa komik ve saçma gelebiliyor. Aslında bu son derece normaldir ve bu sözcüğü reddetmek için tek başına yeterli neden olmamalıdır. Ne demek istediğimi her gün kullandığımız bir kaç sıradan sözcükle anlatmaya çalışayım.

Örneğin ayakkabı, yani aslında ayağın içine girdiği kap. Bir an düşünün, bugün kullanımda böyle bir sözcük olmasa ve biri pabuç yerine ayakkabı diyelim diye ortaya çıksa herhalde hiçbirimiz böyle komik bir türetmeden hoşlanmayız.

Diğer bir ilginç örnek ise bilgisayar. Durup düşünürseniz bu türetmenin yalnızca komik değil aynı zamanda yanlış, ya da en azından yetersiz olduğunu göreceksiniz. Bilginin işlenmesi, depolanması, taranması sözkonusu olabilir ama sayılması? Bilgisayar sözcüğü hiç ortaya çıkmamış ve bunun yerine bu cihaza bugün kompüter diyor olabilirdik.

Oysa her iki sözcüğü de bir an için duralamadan, yadırgamadan her gün kullanıyoruz. Çok sıradan iki sözcüğü örnek verdim ama bu örnekleri istediğiniz kadar çoğaltmak mümkün.

Aslında yabancı dillerde de günlük kullanıma girmiş sayısız komik türetme var. Ana dilimiz olmadığı için bunları biz yadırgamıyoruz (örneğin loudspeaker, fernseher).

Yeni sözcüklerle ilgili diğer bir sıkıntı ise kısacık bir yabancı sözcük yerine Türkçe'de uzun bir türetmeyi kullanmakta zorlanmamız. Kanımca bu da önemli bir zorluk değil. Ne de olsa "fotoğraf makinası", "çamaşır/bulaşık makinası", "bozuk para" gibi sözcüklerin İngilizcesini kullanmaya kalkmıyoruz.

 

Evet, hep birlikte sektörümüzle ilgili terimleri ele alacaksak dergimizin temel konusundan başlayalım:

  • Building Automation System - BAS
  • Facility Management System - FMS
  • Building Management System - BMS
  • Energy Management and Control System - EMCS

İnternet sitelerine bakarsanız Honeywell ve Landis&Staefa ilkini, Johnson Controls ile Staefa (ABD) ikincisini tercih ediyor. Teknik Yayıncılık ise üçüncüsünü tercih etmiş.

 

  • Bina Otomasyon Sistemleri - BOS
  • Tesis Yönetim Sistemleri - TYS
  • Bina Yönetim Sistemleri - BYS

İngilizcede bir fikir birliği yokken biz bunlardan herhangi birini tercih etmek zorunda mıyız? Üçü de aynı kavramı mı ifade ediyor? Yoksa ufak anlam farklılıkları mı sözkonusu? Ya kısaltma olarak ne kullanacağız? Peki "otomasyon", "otomatik" ya da "sistem" sözcüklerine alternatif aramak gerekli mi?

İkinci bir yaygın terim, daha doğrusu kısaltma ise HVAC, yani heating-ventilating-airconditioning. Bu durumda bir kaç seçeneğimiz var. Benim tercih ettiğim çeviri "ısıtma-soğutma-havalandırma", kısaltma olarak da ISH. Tesisat Mühendisleri Derneği sözlüğünün başlığında "ısıtma-havalandırma-klima" olarak geçmiş. "air-conditioning" teriminin karşılığında ise "klimatizasyon, iklimlendirme" yazıyor. Bu "klimatizasyon" çevirisi nedense hiç içime sinmiyor. İklimlendirme ise hoş bir sözcük. Üstelik de bence tekbaşına HVAC kavramını karşılayabilecek bir sözcük.

Bir de "entegre sistemler" ya da "entegrasyon" konusu var. "Tümleşik" sözcüğü bir çok alanda kullanılıyor. Bizim amacımızı karşılar mı? Daha iyi bir seçenek var mı ya da en uygun seçenek "entegrasyon" mu?

 

Rasgele bir kaç terimi ortaya attım ve bu konuda görüşlerinizi bekliyorum. Bu dergi iki ayda bir yayınlanıyor. Sektörümüz, bu konuya büyük ölçüde ilgisiz kalırsa, bir sonraki sayıda bu köşeyi görmeyeceksiniz. Ama ben bir sonraki sayıda yayınlanacak yazının içeriğini hep birlikte oluşturacağımızı umuyorum. Lütfen değerli görüşlerinizi esirgemeyin.

Theme by Danetsoft and Danang Probo Sayekti inspired by Maksimer